2014’ün ilk haftası…

Yılın ilk yarısında, bireyler, şirketler, diğer kurum ve kuruluşlar nakit akışlarını çok dikkatli yönetmeli. Borçlanmaktan uzak durmak ve aylık gelirin yüzde 30-35’inden fazla borçlanmamak en doğru yaklaşım olur…

YENİ yılm ilk haftasında aslında anlatılacak çok şey var fakat içimden ekonomi veya finans yazmak gelmiyor. Fakat okuyucularımızı bilgilendirmemiz gerekiyor. Ali Babacan’m yönetimindeki ekonomimiz büyüme, cari açık ve bütçe dengeleri açısından 2013 yılında hiç fena bir performans sergilemedi. Finansal piyasalar açısından bakıldığında ise, 2013 borsa yatırımcısı için hiç de iyi bir yıl olmazken, döviz en çok kazandıran yatırım aracı oldu.

Piyasalarımız için geçen haftanın yarısı 2013’e, yarısı da 2014’e ait oldu. Haftaya başlarken Borsa İstanbul (BIST) çok sert düşüşlerle açıldı ama sonraki günlerde toparladı. Geçen pazartesi günü BIST-100 endeksi 61.150 seviyesine kadar indikten sonra aynı günü 64 bine yakın bir seviyeden kapattı. Ardından 68.500’ün üzerine çıksa da, burada tutunamayarak haftanın ikinci yarısında -2014’ün ilk iki işlem gününde- yeniden geri çekildi ve 66 bin seviyesinin altında kapanış yaptı.

Bu arada dolar/TL kuru, tüm zamanların en yüksek seviyesi olan 2.1890 TL’yi gördü.

İşte bu şartlar içerisinde ekonomi, piyasalar ve yatırım konularında yorum, tahmin yapmak, öngörülerde bulunmak inanılmaz zor bir hal alıyor. Yani 2014’e toz duman ve sis içerisinde giriyoruz.

Ekonomik dinamiklere baktığımızda, ülke olarak çok borçluyuz. Finansal kesim (yani bankalar ve diğer finansal kuruluşlar) haricindeki özel sektörün dış borcu 2013 Eylül itibariyle 257.4 milyar dolar seviyesinde. Bu kesimin aynı zamanda döviz varlıkları var. Bu da 92.9 milyar dolar olup, aradaki fark özel sektörün net dış borcudur ve 164.4 milyar dolardır.

355 MİLYAR DOLAR BORÇ

Eğer devletin borcuyla özel sektör borcunu toplarsak 355 milyar dolar civarında bir borcumuz var. Doların yüzde 10’luk yukarı hareketi bu borçlan TL bazında en az 70 milyar TL artırdı. Bir firma eğer dışarıdan borçlanmışsa ve TL kazanıp bu borçları ödüyorsa durum vahimdir. Bu arada bilmediğimiz bir konu var. Özel sektörün bu borcunun ne kadarı kendisinin yurtdışmda tuttuğu para. Açıklamak gerekirse, bazı firmalar yurtdışmda kurdukları firmalarda kendi paralarını tutuyorlar ve bu paraları yurda getirirken dışarıdaki bir bankadan borç olarak alıyorlar. İşte bunun miktarı kayıtlarda yok ve bilemiyoruz. Her ne kadar devletimiz, bu paraların yurda getirilmesi için yasalar çıkartıp teşvik vermiş olsa da çok başarılı olmadı. Dolayısıyla özel sektör borç dinamiklerine bakarken borçluluğu mecburen resmi verileri baz alarak değerlendirmek gerekiyor.

Dikkat çeken bir başka nokta ise, bu borçların vadesinin giderek kısalıyor olması.

Bu yıl en az 250 milyar dolarlık bir finansmana ihtiyacımız olduğu düşünülünce resim bozuk görünüyor. Tüm bunlara bir de 2014 yılında FED’in parasal genişlemeyi azaltmasıyla artacak yabancı para borçlanma maliyetini eklerseniz durumun vahameti ortaya çıkar.

Bu ülke hepimizin. Ülkeyi yönetenler acilen tansiyonu düşürmezlerse, Merkez Bankası bu gelişmeleri sadece izlemekle yetinir ve üç beş kuruş dolar satmayı çözüm olarak sunarsa, ekonomi yönetimi “bu da geçer” mantığıyla hareket ederse, en ağır maliyet yine yönetenlere çıkar. Şu ana kadar incelediğim 42 tane ülke krizinin tek cümle ile anlattığı sonuç bu.

Yılm ilk yarısında, anlattığım nedenlerden dolayı, bireyler, şirketler, diğer kurum ve kuruluşlar nakit akışlarını çok dikkatli yönetmeliler. Borçlanmaktan uzak durmak ve aylık gelirin yüzde 30-35’inden fazla borçlanmamak en akıllıca yaklaşım olacaktır. Kredi kartından uzak durmak ve lüzumsuz harcama yapmamak gerekiyor.

Yeni yılm hepinize önce sağlık, sonra da huzur ve başarı getirmesini diliyorum…


forivia

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir