Arılar Sadece Bal Yapmaz

Arı deyince birçoğumuzun «aklına ilk olarak bal gelse de arıların kovan temizliğinden kendini savunmaya, beslenmeden petek yapımına kadar kullandığı farklı pek çok madde var. Bütün bu maddeler zengin kimyasal içerikleri nedeniyle tarih öncesi dönemlerden günümüze kadar amansız hastalıklara deva, güzellik formülü ya da gençlik iksiri gibi arayışları olan insanoğlunun ilgisini çekmiştir.

İğnenin Ucunda Ne Var?

Hemen hemen birçoğumuzun başına gelmiş acı deneyimlerden biridir arı sokması. Önce ciddi bir acı arkasından şişlik, ağrı, kızarık, kabartı oluşur. Ağrı bir kaç saat içinde geçse de şişlik genellikle daha uzun sürer. Arı zehrine alerjisi olmayan bir insanın başına gelebilecek arı sokmasının ardından bu sonuçlar görülür. Oysa bir de bu kadar şanslı olmayan ve arı zehrine karşı alerjisi olanlar var. Bu insanlar için arı sokması çok daha ciddi sonuçlara hatta ölüme bile yol açabilir.

Peki, küçücük bir balansının tehlikelere karşı kendini savunabileceği ve hayatı pahasına kullandığı zehrin yapısı nedir? Baları sı zehri kokusuz, açık renkli, keskin bir tadı olan, acı bir sıvıdır. Berrak ve asidik yapıdaki (pH: 5,0-5,5)

%88’i su olan bu zehir, oda sıcaklığında çabuk kurur ve ağırlığının yaklaşık %30-40’nı kaybeder. Kuruma esnasında rengi genellikle açık sarıya, bazen de kahverengiye döner. Taze ve kurumuş zehirde uçucu bileşenlere bağlı olarak içerik oranları değişse de ikisinin de biyolojik etkinlikleri benzerlik gösterir.

Kimyasal içeriği bir hayli zengin olan arı zehrinin içinde bazı proteinler, peptit-ler, aminler, aminoasitler, glukoz ve fruk-toz gibi şekerler, fosfolipitler ve uçucu maddeler bulunur. Bu bileşenlerin büyük bir kısmı farmakolojik açıdan etkinlik gösterir. Kuru zehrin yaklaşık %50’sini oluşturan ve peptit yapısmda olan melittinin ayrı bir önemi vardır. Melittin lokal ve genel olarak toksik etki gösteren bir maddedir.

Bu maddenin etkin özelliklerinden faydalanarak geliştirilen ve “nanoarılar” adı verilen parçacıklar kanser tedavisinde umut verirken, yakın zaman önce yayımlanan bir diğer çalışmada yine bu maddenin HIV virüsüne karşı kullanılabileceği gösterildi.

İlaç olarak kullanılması tarih öncesi dönemlere dayanan arı zehri, günümüzde bazı alerjik ve romatizmal hastalıkların ve eklem rahatsızlıklarının görüldüğü pek çok hastalığın tedavisinin yanı sıra estetik amaçlı yapılan uygulamalarda bile kullanılıyor.

Kraliçe Arının Sırrı

Arıların doğamıza kazandırdığı başka bir madde de arı sütü. Besin değeri hayli zengin olan arı sütü 5-15 günlük işçi arıların hypopharyngeal salgı bezlerinden salgılanan ve kraliçe arı ile genç larvaların beslenmede kullandığı bir gıda maddesi. İşçi arılarla aynı genetik yapıya sahip kraliçe arı, işçi anlardan farklı olarak hem larva hem de ergin dönemde daha fazla miktarda ve daha uzun süre arı sütü ile beslenir. Bu nedenle kraliçe arının yumurtaları ve erkek arıların spermlerini depo ettiği kese çok iyi gelişir. Ayrıca kraliçe arının ömrü de diğer arılardan daha uzundur. İşçi arılar sadece 35-40 gün yaşarken, kraüçe arı yaklaşık 4-6 yıl yaşar.

Arı sütü beyaz-krem renkte, kendine özgü kokusu olan, karmaşık kimyasal ve fiziksel yapılı homojen bir madde. Tadı ekşi-acı arasında olan arı sütü asidik bir yapıya sahip (pH: 3,6-4,2).

Taze arı sütünün yaklaşık üçte ikisini su oluşturuyor. İçeriğinde protein, şeker, yağ ve mineraller de bulunuyor. İnsanların temel ihtiyaçlarından olan aminoasit-ler ve türevleri, potasyum, çinko, sodyum, demir, bakır gibi mineraller, A, D ve K vitaminleri arı sütünün büeşenleri arasında sayılabilir.

Kovandaki Hijyenin Kaynağı

Arıların savunma ve beslenme için kullandığı sıvılardan bahsettikten sonra biraz da arıların temizlik ve yalıtım için kullandığı propolisten bahsetmekte fayda var.

Propolis, bitkiler ile balarıları arasındaki müthiş bağlardan biri. Bitkilerin büyük bir bölümü yapraklarını, çiçeklerini, meyvelerini ve gövdelerini çürümeye karşı koruyan, ısı yalıtımı sağlayan antimik-robiyel özellikli reçine benzeri maddeler salgılar. Arılar bu maddeleri özellikle ağaçların gövdelerindeki çatlaklardan, tomurcuklardan ve yapraklardan toplayarak kovana getirir ve salgıladıkları bazı enzimlerle bu maddelerin biyokimyasal yapısını değiştirerek propolis adı verilen ve rengi kirli sarı ile koyu kahve arasında değişen maddeler üretir.

Propolis kovanın hem temizliğinde hem de yalıtımında kullanılır. Kovandaki çatlakları ve delikleri sıvamak, kovam özellikle kış aylarında soğuktan ve nemden korumak için de propolis kullanılır. Böylece dışarıdan gelen mikroplar da engellenmiş olur. Ayrıca arılar kovana giren ve taşıyamayacakları kadar büyük böcekleri öldürüp balmumu ve propolis karışımı bir maddeyle kaplar.

Kovanda açık havadan çok daha az mikroorganizma bulunmasını sağlayan hijyen kaynağı propoli-sin kimyasal ve fiziksel içeriği toplandığı bitkiye ve coğrafi bölgeye göre bazı değişiklikler gösterse de temelde aynı özelliklere sahiptir. Yapısındaki maddeler arasında reçine, aromatik ve uçucu yağlar, polen, organik bileşikler (flavonoidler, hid-roksillavonlar, bazı asitler) sayılabilir.

Günümüzde propolisin antibakteriyel, antivi-ral, antitümör, antikanser olduğu ve yaşlanmaya karşı biyolojik etkinliğe sahip olduğu biliniyor.

Uçtu Uçtu Arı Uçtu! Ayağına Ne Yapıştı?

Polen, arıların gelişmelerini tamamlaması ve salgı bezlerinin gelişmesi için gerekli olan başlıca protein kaynağıdır. Kovanın protein ihtiyacını karşılamak ve yavruları beslemek için arılar tarafından toplanan polen, petek gözlerinde depolanır. Burada işlenerek arı ekmeği haline getirilir ve o haliyle yavruların beslenmesinde kullanılır. Kimyasal bileşenler açısından hayli zengin olan polenin bileşenleri arasında proteinler, karbonhidratlar, lipitler, mineral maddeler ve vitaminler bulunur. Fakat toplandığı bitkinin türü, hava sıcaklığı ve toprak nemi gibi birçok faktör polenlerin besin değerini etkiler. Dolayısıyla polenin içeriği aynı bitki için bölgeden bölgeye hatta aynı bölgede mevsimden mevsime değişebilir.

Polen, çiçekli bitkilerin erkek üreme organlarının üst kısmında bulunan, döllenmede rol olan ve balansı tarafından toplanan kuru çiçek tozlarıdır.

Balmumu salgılayan işçi arılar midelerini bal ile doldurduktan sonra bir araya gelerek bir zincir oluşturur ve yaklaşık 24 saat süren işlemin ardından balmumu pulcuklarını sentezlemeye başlar. Pulcuklar çene ile yoğrularak petek gözleri yapılır. İşçi arıların 1 kg balmumu yapabilmesi için 6-10 kg bal tüketmeleri gerekir.

Polen toplayacak arı bir miktar bal yutarak kovandan çıkar, sonra poleni alacağı çiçek tozunun üstüne konar. Önceden yutmuş olduğu balı çiçeğin erkek organları üzerindeki çiçek tozlarına bulaştırır. Toz halindeki polenler hem birbirlerine hem de arının göğüs ve karın tüylerine yapışır. işçi arıların arka bacaklarındaki polen kesesinde depolanan polenler kovana güvenli bir şekilde ulaştırılır.

Peteğin Geometrisi: Petek, arıların kovandaki balı, poleni, çiçeklerin balözünü yani nektarı, arı sütünü, arı ekmeğini ve suyu depoladığı, ayrıca yumurtalarını ve yavrularını barındırdığı gözlerden oluşur. Petek gözlerinin şekli, en az malzemeyle en çok yer kullanmak için en ideal şekil olan altıgendir. Bütün bir petekteki altıgenler farklı işçi arılar tarafından eşit büyüklükte yapılır. Böylece petekte hiç boş yer kalmaz.

Arılar peteğin hammaddesi olan bal-mumunu, karınlarının altında yer alan salgı bezlerinden salgılayarak yapar. Balmumu üretimi çok fazla enerji gerektiren bir işlem olduğu için arılar bu işlemi en kolay yoldan, en sağlam biçimde yapmak için binlerce yıllık gelişim süreci içinde en uygun biçimli peteği, yani altıgen peteği geliştirmiş. Bu altıgen petek gözleri, en az malzeme kullanılarak inşa edilen peteğe maksimum direnç sağlarken aynı zamanda balın da fazla miktarlarda depolanmasına yarıyor. Daire ya da beşgen biçimli gözler olsaydı aralarda boşluklar oluşurdu. Üçgen ya da dörtgen biçimli yuvalarda boşluk kalmazdı, ancak bunlarda da daha fazla malzeme kullanılması gerekirdi.

Petek Gözlerinde Neler Var?: Bal arılarının doğal besin maddeleri olan nektar, bal ve polen petek gözlerinde depolanır. Nektar ve bal, arılar tarafından enerji ihtiyacının karşılanması amacıyla kullanılır. Arılar sadece bal yiyerek yaşamlarını sürdürebilir. Ancak kolonide yavru yetiştiri-lebilmesi ve petek gözlerinden çıkan genç arıların gelişmelerini tamamlayabilmesi için mutlaka polene ihtiyaçları vardır. Arı sütü olmadan ana arı, polen ve bal olmadan da koloni etkinliğini sürdüremez.

Bir çiçeğe konan arı, onun balözünü hortumu ile emerek alır ve bal midesinde depolar. Çiçeğin balözündeki şeker kimyasal bir değişim geçirir. Arı emdiği balözünü sindirim sularıyla karıştırarak petek gözlerinin içine püskürtür.

Su damlalar halinde kovana taşınır. Petek gözlerine depolanan su, kovanın içini serinletmede, önünü nemlendirmede, yavruları büyütmede ve balın sulandırılmasında kullanılır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir