Balarılarımız Yok Olmuyor

Türkiye doğası zengin bir bitki örtüsüne sahip. Bitki çeşitliliğinin zenginliği böcek türü zenginliğini de beraberinde getiriyor. Böceklerin tozlaşmayı sağlaması, bitkilerin böceklere besin sağlaması gibi birbirini olumlu yönde etkileyen unsurlar, bu zenginliğin altında yatan temel etkenler. Bununla birlikte son yıllarda sıkça duyduğumuz arı ölümlerini ve ülkemizdeki durumu ele alalım istedik. Balarılarıyla ilgili, hem ülkemizde hem de yurt dışında araştırmalarıyla bilmen Ankara Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. İrfan Kandemire arı ölümlerini, ülkemizin durumunu, balarılarınm biyoçeşitliliğini sorduk.

BTD: Arı ölümleriyle başlayalım.

Prof. Dr. İrfan Kandemir: Son yıllarda arıların neden yok olduğu sorusu bilim insanlarının konuyla ilgili ayrıntılı çalışmalar yapmasına neden oldu. Bu yok olmalar konusunda cep telefonlarının yaydığı manyetik alanlardan tutun da yeni mantar hastalıklarına, böcek öldürücülere kadar çok sayıda (30dan fazla) neden ortaya kondu. Tüm ölümler tek bir nedene bağlanmıyor. Özellikle varroa dış paraziti, arılarda stresi artıran taşımalı ya da gezgin arıcılık, tarımda kullanılan ilaçlar, balarılarında genetik çeşitliliğinin azalması en önemli etkenler. Arı ölümleri ülkemizde de görüldü, ancak, ABDdeki kadar büyük oranda ölümler olmadı.

BTD: Genetik çeşitliliğin azalması arılar üzerinde nasıl etki yapar?

IK: Konuyu anlayabilmek için ilk önce balansı biyolojisi ve kovan düzeni konusunda biraz bilgi vermek yararlı olacak. Balardan üç farklı sınıf (kraliçe, erkek, işçi) olarak kovan içinde yaşayan, tarımda son derece önemli tozlaştırıcı görevi olan, bal, polen, arı sütü ve propolis gibi bir çok kovan ürününü insanlığa sunan tek böcek türü. Bu görevi iyi yapabilmesi için kovandaki kraliçe arının çok güçlü olması gerekir ki kovan hâkimiyetini sağlayabilsin. Daima güçlü olabilmek ve en fazla ekonomik fayda için kraliçe arı her zaman genç olmalı ve en az iki ydda bir değiştirilmelidir. işte bu işlem için gerekli kraliçe arı, üreticiler tarafından üretilmekte ve üretimde belirli sayıda damızlık kullanılmaktadır. Ana arı üretiminde kullanılan damızlık ve erkek kovan sayısı genetik çeşitliliğin her zaman yüksek olması için son derece önemlidir.

BTD: Ülkemizin balansı çeşitliliği dersek.

IK: Türkiye, üç kıtanın kesiştiği bir bölgede yer alıyor. Ülkemiz, bitki zenginliği ve bu durumu ortaya çıkaran coğrafik, topolojik ve iklimsel farklılıkları sayesinde son derece zengin bir arı çeşitliliğine sahip. Bu bahsedilen üç kıta aynı zamanda “eski dünya” olarak da bilinir ki balardan (Apis melli-fera) bu eski dünya üzerinde yayılış gösterir. Daha sonra insan faktörüyle birlikte halanları tüm dünyaya yayılmış. Eski dünya üzerinde farklı 26 balansı alt türü farklı yaşam alanlarında yaşar. Bunlardan 7 si Avrupada, 12si Afrikada, 7si de Ortadoğu ve Asya’da yayılış gösterir. Avrupa ve Ortadoğuda yayılış gösteren balansı alt türünden toplam 5’inin yolu, Küçük Asya da denilen Anadolu coğrafyasında kesişir. Yukarıda bahsedilen bu farklı 5 alt tür ülkemizde farklı coğrafyalara uyum sağlamış alt türlerin yanı sıra daha spesifik, lokal bölgelere uyum sağlamış olabilir, ki bu durum ülkemiz balansı çeşitliliğini daha da artırır. Bu nedenle ülkemizin balansı zenginliği hem Türkiye hem de dünya için son derece önemlidir. îç Anadoluda Anadolu (Apis mellifera anatoliaca), Kuzey Doğu Anadoluda Kafkas (A. m. Caucasica), güneyde Suriye sınırında Suriye (A. m. Syriaca), Irak ve İran sınırında İran (A. m. Meda) ve Trakyada ise Carnica grubu halanlarının bulunduğu biliniyor. Bu kadar çok balansı çeşitliliğinin olduğu başka bir ülke daha yok. En çok balansı alt türünün olduğu Afrika kıtasında dahi, bu kadar farklı balansı zenginliğine sahip bir ülke bulunmuyor. En fazla balansı alt türü bulunan Etiyopyada bile 4 alt tür var.

BTD: Ülkemizde önemli bir balansından örnek verebilir misiniz?

İK: Bazı balardan vardır ki sadece yöresel olarak bilinir. Bu yöresel arıların bilimsel isimleri yoktur ya da en yaygın olarak ülkemizde yer alan Apis mellifera anatoliaca mn o bölgeye uyum sağlamış popülasyon-ları ya da ekotiplerini (farklı canlı ırkları) oluşturur. Bunlara çok sayıda örnek vermek mümkün olmakla birlikte en önemlilerinden biri Muğla arısıdır. Muğla arısı çam balı yapma konusunda uzmandır. On binlerce yıldır Marchalina hellenica adlı kabuk böceğinin salgısını toplamaya uyum sağlamış ve biyolojik döngüsünü de bu böceğe göre ayarlamıştır. Bunun yanı sıra başka birçok balansı ekotipi vardır: Yığılca arısı, Giresun arısı, Zonguldak arısı, Sinop arısı gi-hi. Bundan dolayıdır ki 1954,1962 ve 1972 yıllarında balansı yetiştiriciliği yapan Brother Adam ismindeki İngiliz bilim insanı ülkemizi ziyaret etmiş ve halanlarını incelemiştir. Hatta daha sonraki yıllarda ürettiği ve hâlâ bazı ülkelerde kullanılan Buckfast ismindeki balansı hibritini oluştururken ülkemizden aldığı arıları ebeveynlerden biri olarak kullandığı tüm dünya tarafından bilinmektedir.

BTD: Balansı popülasyonunu tehdit eden etkenler neler?

İK: En başta da belirttiğim üzere onlarca etmen arı ölümlerinden sorumlu olabilir. Genetik çeşitlilik açısından durumu değerlendirdiğimizde, son yıllarda ana arı üretimindeki damızlık sorunu ve az sayıda damızlık ile çok sayıda ana arı üretilmesi balansı biyoçeşitliliğini etkiliyor. Ayrıca yurt dışından kaçak olarak ana arı getirip ülkemiz balansı zenginliğini kirletmek, genetik çeşitliliği azaltmak önemli sorunlardan biri. Var olan doğal balansı biyolojik zenginliğimizi korumak, balansı ölümlerini önlemede son derece önemlidir. Bu konuda tüm arıcıların konuya gerekli hassasiyeti göstermesi gerekir. Kişisel kârdan ziyade ülkemizin bu zenginliğini koruması çok daha önemli ve güncel bir konudur. Bugün itibariyle dünyada görülen arı ölümlerinden, genetik çeşitliliğin azalmasından ya da genetik kirlilikten Afrika kıtasındaki ülkelerden sonra en az etkilenecek durumda olan ülke Türkiyedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir