Kapat !


Döviz pozisyonu almak için uygun zaman mı?

Önümüzde genişlemenin hızını azaltacak bir FED ve yeni genişleme sürecine girecek bîr ECB duruyor. Bu tabloda ana trendin dolar lehine olması kaçınılmaz, “önümüzdeki dönemde euro mu, dolar mı daha favori” sorusunun cevabı bize göre, dolar…

SEÇİM sonrası kurlarda başlayan düşüş, küresel ölçüde risk iştahının artması ve gelişmekte olan piyasalara olan sermaye girişiyle geçen hafta senenin en düşük seviyelerinin görülmesine neden oldu. Perşembe günü dolar/TL en düşük 2.0672’yi görürken eu-ro/TL’de 2.8650 ile yılın en düşük rakamlarına ulaştı.

Bu gerileme, “Kurlar acaba daha da düşecek mi” sorularını sıklaştırdı. Biz de bu hafta döviz borcu olup kapatmayı ya da yatırım amaçlı döviz almayı düşünenler için bu soruya cevap aradık. Bu süreçte dolar mı daha cazip yoksa euro mu diye incelemeye aldık…

BURALARA NASIL GELDİK?

Çok fazla detaya girmeden son bir yıllık dönemi kısaca özetlemeye çalışacağız. Buradaki amacımız detaylarda boğulmadan konuyu özetlemek olacak. Bu nedenle bazı konuların çok üstünkörü geçildiği izlenimi oluşabilir. Bizim amacımız daha çok bundan sonrası için bir perspektif oluşturmak olduğundan sadece ana hatlarıyla geçmişi hatırlatmaya çalışacağız.

Yaklaşık bir yıl önce küresel risk iştahı gelişmekte olan ülkeler lehine eserken, dönemin FED Başkanı Bernanke’nin 22 Mayıs’ta çıkış stratejilerinden bahsetmesiyle rüzgar bir anda tersine dön

dü. Gelişmekte olan ülkelerden hızlı bir çıkış yaşandı. Aynı dönemde Türkiye’de baş gösteren ‘Gezi olayları’ olarak adlandırılan süreç de Türkiye’nin siyasi riskini artıran bir unsur oldu. Bu iki süreç TL’den kaçışı hızlandırdı. Türkiye’nin yüksek cari açığı ile ‘Kırılgan Beşli’ olarak adlandırılan grup içinde anılması, hatta bazı raporlarda en kırılgan ülke olarak lanse edilmesi TL’nin istikrar kazanmasını engellendi.

Bu dönemde birçok gelişmekte olan ülkenin aksine TCMB’nin de faizlerde artırım konusunda isteksiz olması, TCMB’nin bağımsızlığını tartışma konusu haline getirdi. Tüm bu süreç dolar/TL kurunu eylül ayında 2.00 TL civarına taşıdı ve eylül-aralık döneminde yaklaşık 1.95-2.00 TL aralığında yeni denge sağlandı. Küresel piyasalarla adaptasyonun yeniden sağlandığı bu seviyelerde ‘17 Aralık süreci’ olarak adlandırılan olaylar Türkiye’nin siyasi risk primini hızla artırdı. Yaklaşan yerel seçimler hükümetin devamı için bir referandum havasına sokuldu. Kasetler, tapeler, fe laket senaryoları döngüsü belirsizliği zirveye taşırken, Türk varlıkları hızla değer kaybetti. TCMB’nin aralık ayı ardın dan ocak ayındaki PPK toplantısında da faizlerde artış yapmaması, kurdaki beklentileri tamamen bozdu ve kur hızla yükselişe geçerek 27 Ocak’ta gün içinde 2.39’u gördü. Başlayan panik üzerine TCMB’nin aynı gün 28 Ocak’ta olağanüstü PPK toplantısı çağrısı yapması ise kurlarda sert düşüşü başlattı. TCMB’nin 28 Ocak gecesi şok faiz artışıyla da kur 2.17-2.25 TL ban dı içinde dengeye geldi. 30 Mart seçimlerinin ardından da 2.17’yi kıran kur teknik olarak yeni hedef olan 2.09 hareketini tamamladı.

Geçen hafta ise gelişmekte olan piyasalara olan ilginin devamıyla kurun 2.09’un da altına sarkarak 2.07’ye kadar gerilediğini gördük.

BİZİ NELER BEKLİYOR?

Yukarıda anlattığımız süreçle eksik kalan bir diğer taraf ise küresel ölçüde ana trendi be-lirleyen FED ve Avrupa Merkez Bankası (ECB) kararları oldu. Süreci geçerek son durumu kabaca özetleyecek olursak… ABD’deki ekonomik toparlanmaya karşın bunun sürdürülebilir bir duruma getirilmesi için FED tahvil alımlarını durdursa bile, ekonomiyi desteklemeye devam edeceğini ve faiz artışını gecikmeli ve ölçülü olarak devreye alacağını açıkladı. ECB ise euro bölgesindeki deflasyon riskine karşın ilk defa geçen hafta tarih vererek önlem alacağını açıkladı. Haziran ayıyla birlikte ECB’nin yeni genişleyici politikalara başlayacağı mesajı net bir şekilde verildi. Bu tabloda önümüzde genişlemenin hızını azaltan ve daraltıcı hamlelere geç ve yavaş da olsa başlayacak bir FED ve yeni genişleme sürecine girecek bir ECB duruyor.

Bu tabloda ana trendin dolar lehine olması ise kaçınılmaz gibi duruyor. Bu nedenle biz “Önümüzdeki dönemde euro mu, dolar mı daha favori” sorusunun cevabının “dolar” olduğunu düşünüyoruz. İçeriye döndüğümüzde ise TCMB’nin hamleleri TL’nin dolar ve euro’nun karşısındaki seyrinde etkili olmaya devam ediyor. TCMB’nin ocak ayındaki faiz artışı TL’nin şoklara karşı dayanıklılığını artırmıştı. Bu sürecin etkilerini net bir şekilde gördük. O dönemdeki faiz artışının nedeninin kurlara istikrar kazandırmak olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda bu hamlenin yerinde ve yeterli olduğunu gördük.

Kurların istikrar kazanması ve yurt-fe… dışındaki gelişmelerle birlikte B TL’nin beklenenden daha fazla değer kazanması önemli bir kitle üze-rinde TCMB’nin faizleri tekrar in-dirmesi gerektiği söylemini artırdı. ^Ancak bu sefer TCMB’nin karşısında kurlar değil enflasyon sorunu bulunuyor. Ocak ayında kurlardaki istikrarsızlık nedeniyle adım atan TCMB’nin bu sefer enflasyon hassasiyeti ile adım atması daha olası. Bu da hemen olacak bir faiz indirimi ihtimalini azaltan bir etken. Ancak haziran ayında ECB’nin hamlelerinin görülmesi ve gelişmekte olan piyasalara olan ilginin devamı TCMB’nin bu yönde bir adım atmasını gündeme getirebilir.

Bu yönde atılacak bir adım da indirimi şiddetine bağlı olarak kurda aşağı yönlü hareketi sınırlayıp yukarı yönlü bir harekete neden olabilir. Bu nedenle önümüzdeki bir-iki aylık süreçte kurlar için izleyeceğimiz ana gündem yine başta TCMB olmak üzere merkez bankalarının izleyeceği politikalar olacak.

Dolardaki düşüş devam eder mi?

Açıklamaya çalıştığımız gerekçeler doların TL karşısında hızla değerlenme sürecine girmesi için bir neden olmadığını gösteriyor. Sadece içeride TCMB’nin faizlerde yapacağı bir indirimin piyasada erken ve yanlış olduğu algısı oluşacak olur ise dolar yeniden değer kazanma sürecine girebilir. Bununla birlikte küresel risk algısını gelişmekte olan ülkeler aleyhine bozacak bir gelişme de aynı etkiye neden olabilir. Buna karşın doların daha fazla değer kaybetmesinin de cari denge başta olmak üzere makro dengeler açısından kabul edilemez olduğunu düşünüyoruz. Nasıl ki, doların hızlı yükselişi sorun yaşattıysa hızlı düşüşünün de aynı etkiye neden olacağını düşünüyoruz. Bu nedenle düşük kaldıraçlarla orta vadeli maliyet yapmayı düşünenlerin 2.00 TL’ye kadar olabilecek düşüşleri de göz önünde bulundurarak düşüşleri kademeli alım fırsatı olarak değerlendirmeleri gerektiğini düşünüyoruz. Olası yükselişlerde de yükselişin nedeninin araştırılması kaydıyla 2.15-2.20 aralığından yeniden TL’ye geçilmesi düşünülebilir.

Euro/dolar 1.3675’e gerileyebilir

Avrupa Merkez Bankası’nın sıkı duruşu euro’nun, dolar ve yen gibi para birimleri karşısında değer kazanmasına neden oldu. 2012’nin ortalarında 1.20 civarında olan euro/dolar paritesi 1.40’a, 95 civarında olan euro/yen paritesi de 14C’a kadar yükseldi. Bu durum deflasyonla ve düşük büyüme hızlarıyla mücadele etmeye çalışan ECB’nin işini daha da zorlaştırdı. Bu nedenle son aylarda ECB Başkanı Draghi’den sürekli olarak euro’nun değerlenmesinden rahatsız oldukları yönünde açıklamalar gelmeye başladı.

Geçen hafta da bu söylemelerin artık eyleme dönüşeceği, haziran ayında net adımlar atılacağı mesajı verildi. ECB bu hamleler ile bir taraftan deflasyon ve düşük büyüme ile mücadele edecekken, diğer taraftan da bölge ülkelerinin rekabet gücünün azalmasına neden olan euro’nun değerlenme sürecinin önüne geçmiş olacak. Bu nedenle önümüzdeki dönemde merkez bankalarından birinden bu görünümü değiştirecek bir hamle gelmediği sürece yukarı yönlü hareket potansiyelinin düşük olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle de doları euro’ya karşı daha şanslı görüyoruz. Euro/dolar paritesine teknik olarak baktığımızda ise 1.40 civarından başlayan düşüşün ilk etapta 1.3675 civarına, biraz daha orta vadede ise 1.35 civarına kadar gerileyebileceğini düşünüyoruz.


forivia

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir