Dünyaya nereden geldik?

“Dünya Kapısı” adlı fantastik romanı ile okurların sevgi vejlgisini kazanan genç yazar Ayşegül Kuşçu ile kendisi ve kitapları üzerine çok güzel bir söyleşi gerçekleştirdik. Gizem dünyasının kapılarını aralayıp, oradan evrene bakmak isteyenler buyursun söyleşi soframıza…

Yazmaya ne zaman başladınız?

Üç sene önce başladım. Yazmaya başlamadan önce yaklaşık altı ay boyunca herkese “biliyor musun, yazacağım” diyordum. Sanki insanlara bunu söylerken kendime kendimi hatırlatıyordum.

Sonra bir kış günü hasta, tek başına yatarken, gözyaşlarımın eşliğinde kalbimdeki kelimeler kalemime döküldü.

O gün bugündür yazıyorum. Yazmak benim coşkum, yaşam şeklim.

Yazarlık öğrenilecek bir şey midir? Eğer öyle ise, siz nasıl öğrendiniz?

Yazarlık öğrenilecek bir şey… Yazdıkça insan kendini geliştiriyor. Ama yetenek Allah vergisi bir hediye. Adeta aşk benim için. Herkes anlatır ama duygusunu veremez. Yazmak için duygusal zekâya ve derin bir hayal gücüne sahip olmak gerekir.

Peki, siz ne zaman ben yazarım diyebildiniz? Ya da kendinizi yazar olarak tanımlayabiliyor musunuz?

Kendimi aradığım zamanlarda sadece masum bir soru sormuştum Allah’a: “Ben kimim?” diye… Birçok kimliğim vardı ama yetmiyordu. Can çekişiyordum kendimi bulmak için… Ve buldum, ben benim ve yazarım.

Yazmaya başladığımdan beri başka biriyim. Coşkuyla, bitmez, tükenmez bir enerjiyle yaptığım tek şey yazmak. Kendimi kaybediyorum, çok mutluyum, huzurluyum, cesaretliyim ve özgürüm.

Kitaplarınızı ne kadar sürede yazıyorsunuz? Başka bir deyişle romanın ortaya çıkması ne kadar sürüyor?

ilk romanımı kısa sürede yazdım. Dünya Kapısı’nı bir senede yazdım. Geçen Şubat ayının ortasında bitmişti.

Yazarken çektiğiniz zorluklar nedir?

Zorluk çektiğimi söyleyemeyeceğim. Benim için yazmak en kolayı… Ama bazen kelimeler olmadık yerlerde ve zamanlarda ruhumu teslim alıyor, her şeyi bırakıp, bilgisayarımı kucaklaya-sım geliyor. Mızmızlanıyorum çocuk gibi. Yoksa kulaklıklarımı takıp kendi dünyama daldığımda parmaklar çalışıyor. Muhteşem bir durum…

Neden fantastik roman?

Çocukluğumdan beri hayalperest ve masalsıydım. En büyük hobim hayal kurmaktı. Yaşam çok sıradan gelirdi, hayallerimde süsler, püslerdim. Yazım şeklim de liriktir.

Çok sorgularım kendimi, yaşamı, insanları, evreni. Uzay, gezegenler, ufalar, sıra dışı her şey ilgimi çekmiştir.

Bize biraz romandan bahseder misiniz?

En çok merak ettiğim şey, nereden dünyaya geldiğimiz… Siz hiç düşündünüz mü bunu? Doğmadan önce enerjiden ibaret olduğumuz inanışını benimseyemedim bir türlü. Sanki gerçek bir yuvam var, dünyada gözlerimi kapayacağım ve yuvamda açacağım. Tanrıyı, dinleri çok sorguladım. Doğum, ölüm, yaşam beni heyecanlandırıyor. Kısa süreli kalbi duran vakaları ve yaşadıklarını neşeyle okumuşumdur. Fantastik roman çok okur, filmlerini izlerim. Hepsi bizden üstün; oysa insan olmak bence bir lütuf. Dünyada özgürüz ama en büyük imtihanımız karanlığımızla başa çıkıp, iyiyi seçebilmek. Romanı bu inancımdan çıkarak yazdım.

Romanın kahramanlarından bahseder misiniz?

Lacivert Ay üç serilik bir roman. Romanımda çok fazla karakter var ve hepsiyle ayrı bir kitap yazabilirim. İki temel karakterim hayalimdeki aşkın kahramanları: Sasha ve Kieroks. ikisinin de en sevdiğim özellikleri bağlılıkları ve isyankârlıkları.

Lacivert Ay serisinin ikinci kitabını yazmaya başladınız mı?

Evet, başladım. Kafamdaki kurgunun çoktan dışına çıktım, ilk kitap Sas-ha’yı anlatırken, ikinci kitap Kieroks’u anlatıyor. Sanırım Kieroks, kendi kaderini kendi belirleyecek. Bu beni oldukça heyecanlandırıyor, çünkü neler yaşanacak ben de çok merak ediyorum. Öylece kalemime dökülecek.

Son olarak neler söylemek isterdiniz?

Lacivert Ay Dünya Kapısfm okuyan okurlar; maceranın, muhteşem bir aşkın, isyanların, cesaretin tadını alacak ve kendini bir sorgu zincirinde bulacaklar. Mesela benim en büyük sorgum; “Sasha ve Kieroks’un yaşadığı aşk ise, benim yaşadıklarım neydi?” olmuştur.


forivia

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir