FED’e karşı alman önlemler yeterli mi?

FED’in tahvil ahmlarmı azaltacağı günler için Türkiye ile birlikte “Kırılgan beşli” olarak adlandırılan Brezilya, Hindistan, Endonezya ve Güney Afrika önlem arayışmda. Brezilya, nisan ayından bu yana altıncı kez faizlerini artırdı. Türkiye’de ise kredileri kısmaya yönelik önlemler almıyor. Ancak bu önlemlerin yeterliliği konusunda kuşkular var.

Son yılların parlayan ekonomilerinden Türkiye, birçok uluslararası raporda artık yükselen değil kırılgan piyasalardan biri olarak gösterilmeye devam ediliyor. Mayıs ayında FED’in tahvil alım programını azaltacağını açıklamasıyla birlikte, yüksek sermaye girişleriyle büyüyen ülkeler için bir devrin sonuna gelindi. FED,

22 Mayıs’ta tahvil alımlarım yakında azaltmaya başlayacağı haberiyle piyasaları salladı. Bu haber, yükselen piyasa ekonomilerine giden yabancı fonların azalmasına, hatta tersine dönmesine neden oldu.

Tersine dönüş yorumları, yeni tanımlamaları da beraberinde getirdi. Yükselen ekonomilere getirilen BRIC (Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin) ve CIVETS gibi sınıflandırmalardan sonra, bir yenisi daha ortaya atıldı. BRIC ülkelerinden biri olan Brezilya ile bir süre öncesine kadar bunların arasına katılabileceği düşünülen Türkiye, Hindistan, Endonezya ve Güney Afrika, Morgan Stanley’in ağustos ayı ekonomi raporunda “Kırılgan Beşli” (Fragile Five) olarak tanımlanıyordu.

Kırılganlıklarını giderme konusunda bu ülkeler nasıl önlemler alıyor? Faiz artırma, döviz takas (swap anlaşmaları) yapma ve bankacılıkta sermaye artırımlarına gitme gibi önlemler, ana önlemler paketini oluşturuyor.

YAVAŞLAMA AÇIĞI DÜŞÜRÜR

FED’in açıklaması sonrası paraları en çok değer kaybeden yükselen piyasa ekonomileri, bu beş ülke olmuştu. Bunun nedeni ise bu ülkelerin yüksek cari açıkları, yüksek enflasyon oranları ve büyüme performansındaki yavaşlamaydı. Bu ülkelerin bol ve ucuz para politikasının terk edilmesiyle cari açıkları finanse edecek finansmanı bulmakta zorlanacakları tahmin ediliyor. Dış finansman ihtiyacını düşürecek reformlar ise ancak uzun vadede sonuç veriyor. Ayrıca bu ülkelerin hepsinde gelecek yıl seçimlerin olması da riskleri artırıyor.

Bu ülkelerin merkez bankaları da kısa vadeli yatırımcıları çekmek için ardı ardına faiz artırımına, uzun vadeli yatırımları çekmek için de ekonomilerinde reformlara gidiyor. Son olarak geçen hafta Brezilya faiz artışına gitti. Endonezya döviz takas (swap) anlaşmalarıyla sermaye girişlerim artırıyor. Kırılgan beşli arasında yer almayan, yükselen piyasaların en güç-lüsü olan ve dünya ekonomisindeki büyümeyi sırtlayan Çin bile sermaye, iş piyasaları ve bankacılık sisteminde reformlar yapıyor.

İş Yatırım Uluslararası Piyasalar Müdür Yardımcısı Şant Manukyan, “FED’in para politikasını sıvılaştıracağını biliyoruz. Önemli olan;bilançonun ne kadar daralacağı. ECB’nin de bilançosu daralıyor. FED’inki de daralırsa gelişmekte olan ülkeler üzerindeki kalıcı şok olur. Geride bıraktığımız 10 yılın değişeceği bir dönemdeyiz. Büyümeler çok kuvvetli olmayacak” diyor.

HSBC Stratejisti Fatih Keresteci de “Para girişlerinin azalacak olması bir anda bu ekonomilerin çıplak kaldıkları hissine yol açabilir. Son olarak ise dünyadaki sosyal ve siyasal dönüşüm ve gelişim ile bu ülkelere hakim olan politik ve toplumsal riskler sonrasında yatırım iştahının bozulması. Önümüzdeki birkaç yılın gelişmekte olan ekonomiler için son on yıl kadar rahat geçmeyeceği aşikar” diyor.

zini yüzde 4,5’te tutmaya devam ederken döviz satışı başlattı ve rezerv opsiyon mekanizması (ROK) kullanarak döviz piyasasında likidite sunma yoluna gitti. Ekonomi yönetimi de GSYİH’nin yüzde 12’si oranındaki düşük tasarruf oranını artırmak için kredi kartı limitlerinden taksit sayısına kadar sınırlandırmalara giderek iç tüketimi kısmaya çalışıyor. Fakat bu önlemlerin etkisini görmek için henüz erken.

Etkinlik sorgulamasını yapan ku-rumlardan biri de, Türkiye ile ilgili 4’üncü madde incelemesini bir süre önce tamamlayan IMF. “2013’te iç tüketim ve kamu yatırımlarıyla büyümenin yüzde 3,8 olması bekleniyor. Buna bağlı olarak cari açıkta artış görülüyor ve enflasyon da hedefin üzerinde” denilen raporda Türkiye ekonomisine yönelik enflasyon tahmini 2013 için yüzde 8, 2014 içinse yüzde 6 olarak açıklandı. Merkez Bankası ise son enflasyon raporunda bu yıl için enflasyon tahminini yüzde 6,8’e çıkarmıştı. Merkez Bankası’mn 2014 enflasyon tahmini ise yüzde 5,3.

REFORMLAR HAYATA GEÇMELİ

Uzun vadede bakıldığında ise FED’in ABD’de işsizliğin azalması ve faizlerin kademeli olarak artması sonucunda 2020’ye kadar bilançosunu 3,5 trilyon dolardan 1 trilyon dolara indirmesi bekleniyor. Ekonomiyi toparlamak için 2020’ye kadar vakit var mı bilinmez ama yapısal reformların bir an önce hayata geçmesi gerekliliği üzerinde analistler ve ekonomistler hemfikir.

Bu fikri paylaşan kurumlardan biri olan Uluslararası Finans Ensti-tüsü’nün (International Institute of Finance: IIF) son Türkiye değerlendirmesinde “2014’teki hafif artabilecek dış talep ihracatı artırabilir, TL ise zayıf kalacak. Bu gerçekleşse bile iç talepteki derin gerilemeyi karşılayamayacak ve 2013’te yüzde 3,2 olan büyümenin 20l4’te yüzde 1,7’ye inmesine neden olacak” ifadesiyle olumsuz bir tablo çiziliyor. IIF, bu yıl yüzde 6,7 olması beklenen cari açığın GSYİH’ye oranının ise yavaş büyüme ve zayıf TL ile gelecek yıl ise yüzde 5’e inmesini bekliyor.

Yapı Kredi Başekonomisti Cevdet Akçay’ın imzasını taşıyan “Tesadüfü aykırı” başlıklı 25 Kasım tarihli raporda ise yatırımcıların endişelerinin tüm gelişen ülkeler için geçerli olduğu ancak Türkiye’ye “ölümcül” düzeyde yansıdığı belirtiliyor. Akçay, raporunda siyasi risklere dikkat çekerek, “Yatırımcılar, dış politika, iç siyasi ortam ve zamanlaması belirsiz olan tapering riskleri karşısında Türkiye’nin ekonomi performansı üzerinde şüphelere sahip” deniyor.

“ZORLU SEÇİMLERLE KARŞI KARŞIYA”

HSBC’nin CEEMEA Bölgesi’nin son çeyrek beklentilerine ilişkin yayınladığı “Masalar değişiyor” başlıklı son raporunda, Euro Bölgesi ve Orta Avrupa ekonomilerinden gelen olumlu verilere karşın Türkiye’nin de aralarında olduğu diğer ülkelerin “zorlu seçimlerle” karşı karşıya olduğuna dikkat çekiyor. HSBC CEEMEA Bölgesi Başekonomisti Murat Ülgen şu değerlendirmelerde bulunuyor:

“Yatırımcıların dikkati FED’in tapering’ kararı ve gelişmekte olan ülkelerde yavaşlayan büyüme oranları üzerine çevrildi. Yapısal sorunlar ve makro dengesizlikler mercek altında. Brezilya, Endonezya, Güney Afrika ve Türkiye, yatırımcıların yüksek tonlama maliyetleri (yüksek cari açık ve bütçe açıkları) ile düşük reel risk primine (görece yüksek enflasyon) karşı düşük toleransı olan ülkeler arasında. Görünen bu yüzeyin altında ise kırılganlıklar arz tarafında altyapı sorunları, yükselen işçi maliyetleri ve düşük iç tasarruflara işaret ediyor. Türkiye uzun bir mali bozulmaya giremez çünkü yüksek bir cari açığa sahip.”


forivia

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir