Halkbank ve Sektörün İtibarı

Kendi ayağımıza ateş etmek!

Halkbank, 10 günden beri basının gündeminde. Genel müdür Süleyman Aslan’ın evinde bulunduğu iddia edilen nakit paralara ilişkin tartışmalar sürerken, bazı bankalara yönelik hesapsız suçlamalar sektörün itibarına ciddi bir darbe vuruyor.

SPK’nın yaptığı açıklamaya benzer bir metin kaleme alma niyetimiz yok. Sadece birkaç noktaya değinmek istiyoruz.

Birincisi, global krizin en depresif halinin yaşandığı Kasım 2008’den 2009 yıl sonuna kadar Türk bankalarının sağlam mali yapısı, Türkiye algısını farklılaştınyordu. Nasıl mı? Dünyanın dev bankalan dökülürken, hükümetlerinden milyarlarca dolarlık yardımlar alırken, hiçbir Türk bankası hükümetinden bir kuruşluk yardım istemedi. Öyle bir ihtiyaç olmadı.

Bu sağlam sermayenin kaynağı, BDDK’mn getirdiği sıkı kurallar, sermayeye yönelik düzenlemelerdi.

Bankalar kârlarını dağıtamadı ve hep sermayeye eklemek duaımunda kaldı. Sonuçta, kriz ortamında Batılı dev bankalar yüzde 6-7 arasında bir sermaye yeterliliğini yakalamak için sermaye artırımına giderken, Türk bankalan yüzde 20’ye yakın bir sermaye yeterlilik rasyosuna sahipti.

Makro ekonomik hedefler dağılırken tarihi küçülme rakamlarına imza attığımız 2009’da finans kurumlannın güçlü sermaye yapısı, Türkiye’de geçmiş yıllarda yaşanan kriz algısını farklılaştırmıştı. Nitekim ardından iki yıl yüzde 10’lara yaklaşan bir büyüme temposu finanse etti.

İkincisi, sermaye yeterliliği düşüyor. Sektörün sermaye gücü yüksek ama eskisi kadar değil. Bunun en büyük nedeni de mayıs ayından bu yana yükselen bono faizleri. Bankaların menkul değerler hesabına ilişkin rakamlar oluşan zararın büyüklüğünü gösterebilir. Bankaların dokuz aylık bilançolan üzerinde hazine bonolarından ne kadar kayıplan olduğunu 24-30 Kasım tarihli sayımızda haberleştirdik. Tabloları da mevcut.

Üçüncüsü, 17 Aralık tarihli operasyondan sonra çıkan bazı haberlerin Türk bankalarının yurtdışmdan yaptığı borçlanmaya olumsuz yansıyacağına kesin gözüyle bakılıyor. Büyük bir bankanın genel müdür yardımcısı “Büyükler çok etkilenmez ama özellikle Amerika kökenli bankalar biraz daha sorgulayıcı yaklaşacaklardır” diyor.

Yapılan hesaba göre önümüzdeki bir yıl içinde çevrilmesi gereken 160 milyar dolara yakın kredi borcu var. Bu borçların yüzde 90’ı yenilense bile 16 milyar dolarlık net çıkış olur. Ayrıca cari açığın da finanse edilmesi gerektiğinden, 50 milyar dolar civarında sermaye akımına ihtiyaç var.

Hesap açık; borçlanma maliyetlerinin 1 puan yükselmesinin Türkiye’nin kaç milyar dolarına mal olacağının farkın mıyız?


forivia

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir