İnsan Beyninin Bilgisayar Yardımıyla Okunması Olabilirmi?

Her Başlangıç Zordur

İnsanlık tarihiyle bağlantılı olarak düşünüldüğünde insan beyni üzerine yapılan çalışmalar henüz yeni, hatta emekleme aşamasında sayılır. Bu alandaki ilk gerçek başarının 1998’de Emory Üniversitesi (ABD) ile Tübingen Üniversitesi (Almanya) tarafından gerçekleştirilen bir çalışma ile yakalandığı söylenebilir. Bu bilimsel deney kapsamında ilk aşamada 56 yaşındaki tamamen felçli bir hastanın beynine bir elektrot yerleştirilir. Söz konusu elektrot bir bilgisayar yardımıyla hastanın beyin sinyallerini analiz etmekle görevlidir. Daha sonraki aşamada ise hastadan ekranda gördüğü bilgisayar faresi imlecini sadece düşünce yoluyla hareket ettirmesi istenir. İlk önceleri çabalarında başarılı olamayan hasta zamanla deneme yanılma yöntemiyle fare imlecini kontrol altına alarak dilediği gibi hareket ettirmeyi ve kısa bir zaman sonra kendine gelen e-postaları bilgisayarda okuyup, cevap yazmayı bile başarır. 2000’li yıllarda BrainGate adlı başka bir proje çerçevesinde bu başarılar daha da ileriye taşındı.

Günümüzde ise dünyanın dört bir tarafında yürütülen projeler sayesinde tamamen felçli insanların bile sadece düşünce yoluyla yönettikleri elektrikli tekerlekli sandalyeler, mekanik aletler ve bilgisayarlar sayesinde topluma katılacağı günler artık o kadar uzak görünmüyor.

BrainGate projesi ve buna benzer başka projeler sayesinde insanların sadece düşünce yoluyla bile en başta bilgisayar olmak üzere çeşitli araç ve gereci kullanmasının mümkün olduğu artık kanıtlandı. İşte, tam bu noktada bilim insanları bir adım daha ileri giderek kendilerine şu soruyu soruyor: Eğer beyin elektrotlar sayesinde bir bilgisayarı veya başka bir mekanizmayı kontrol altına alıp dilediği gibi yönetebiliyorsa, beyinden geçen düşüncelerin okunabilmesi de mümkün mü? Hatta insan beyninin elektrikle çalışan bir alet ile aynı çalışma ilkelerine sahip olma olasılığı gerçekten var mı? Buyurun şimdi, araştırma sonuçlarının ışığında bu soruların cevabını hep beraber bulmaya çalışalım.

Modern Analiz Yöntemleri

1875 yılından itibaren beyin fonksiyonlarının temelinde elektrik akımlarının yattığı biliniyor. Bu tarihten günümüze bilim insanları bu elektrik akımlarının yaydığı elektrik dalgalarını (beyin dalgaları) takip ederek, beynin nasıl çalıştığını bulmak için yoğun çaba sarf ediyor. Bilgisayarların bilim dünyasının da hizmetine girmesiyle birlikte son dönemlerde bu konuda yapılan araştırmalar hem sayıca arttı hem de daha somut sonuçlar elde edilmeye başlandı.

Günümüzde insan beyni konusunda uzman bilim insanlarının araştırmalarında kullandığı iki temel yöntem var: EEG ve fMRT. Her iki yöntemin de artıları ve eksileri var. Bilim insanları EEG sayesinde hem de neredeyse gerçek zamanlı olarak beyinde hangi duyguların ve düşüncelerin hâkim olduğunu (uyku hali, öfke, heyecan gibi temel durumlar) gözlemleyebilirken, fMRT ile bu duyguların ve düşüncelerin -zamansal açıdan EEG’ye göre biraz gecikmeli olsa da- beynin tam olarak hangi bölgesinde oluştuğunu gözlemleyebiliyor. Bu gözlemler ve analizler EEG ile çok pahalı donanımlara gerek olmadan gerçekleştirilebilirken, fMRT analizlerinde maliyet hayli yüksek. Fakat gerçekten sağlıklı analizler için aşılması gereken bilimsel zorluklar göz önüne getirildiğinde maliyet unsuru devede kulak kalıyor.

EEG ile beyinde meydana gelen heyecan, öfke ve uyku hali gibi genel değişiklikler çok kolay bir şekilde ve doğrudan tespit edilebilirken, bu değişikliklerin tam olarak beynin hangi bölgesinde veya bölgelerinde oluştuğu tespit edilemiyor. Duyguların ve düşüncelerin beynin tam olarak neresinde oluştuğunun gözlemlemesine yardımcı olan fMRT ise elektrik sinyallerinden değil ölçümler sırasında dolaşım sistemimizin beynin hangi bölümlerine ne kadar enerji götürdüğünün hesaplanmasından yolaçıktığından, beyindeki oluşumların niteliğini açıklamak açısından yetersiz kalıyor. Bunun yanı sıra insan beyninin dolaşım sisteminden çok daha hızlı çalışması ve fMRT’nin uyarıcı olan ve olmayan beyin sinyalleri arasında ayrım yapamaması da bu ölçümlere etki eden başka sorunları beraberinde getiriyor. Akla ge-len diğer bir seçenek yani her iki yöntemin bir arada kullanılması ise yeni bir çözüm sunmaktan çok uzak, çünkü bilim insanları ancak bir düşüncenin veya duygunun beynin tam olarak hangi bölgesinde veya bölgelerinde oluştuğunun bulunmasından sonra insan beyninin sırrının çözülenebileceğini düşünüyor. Bundan dolayı EEG ile karşılaştırıldığında fMRT’nin bilim dünyasında EEG’den çok daha önemli bir yeri var.

Rakamlarla İnsan Beyni

Belki de hiçbir organımız bize beynimiz kadar yakın ve aynı zamanda bir o kadar uzak değil. Yaşamımız için bu kadar büyük öneme sahip olan beynimiz aslında tam bir harikalar diyarı, fakat hakkında o kadar az şey biliyoruz ki. Hatta biraz abartırsak, gün gelip de beynin tüm sırları çözüldüğünde insanoğlunun dünyada belki de aralayamadığı tek bir sır perdesinin bile kalmamış olacağını iddia edebiliriz. Yüzyılı aşkın bilimsel çalışmalar sonrasında elimizde olan belki de tek şey, insan beyni hakkın-daki hayli şaşırtıcı bazı sayısal gerçekler, işte bunlardan bazıları:

İnsan beyni tahminen 100 milyar sinir hücresinden (nöron) oluşur. Bu neredeyse Samanyolu’ndaki yıldız sayısına denk bir rakamdır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir