İşte yeni nesil uzay araştırmaları

İnsanoğlu Ay’a ayak bastığından bu yana diğer gezegenlere seyahat ederek bilimsel araştırmalar yapabilecek astronotların hayalini kuruyoruz. Ancak Ay’a ayak basmamızın üzerinden çok uzun yıllar geçti ve soğuk savaş yıllarında canlanan uzay yarışının devamını getiremedik.

2. Dünya Savaşı sırasında Almanya’nın İngiltere’ye saldırmak için kullandığı V-2 roketlerini geliştiren VVernhervon Braun, savaş sonrasında birçok diğer Alman bilim adamı gibi Amerika’ya iltica etmişti. İşte her şeyi başlatan ilk hareket buydu. O yılların iki dev gücü; Sovyetler Birliği ve ABD, ülkesini terk eden Alman bilim adamlarının geliştirmeye başladığı roket sistemleri sayesinde uzay araştırmalarına yönediler. Bu, her ne kadar uzayı keşfetmeye yönelik olsa da, aslında uzun yıllar boyunca rakibe karşı avantaj sağlamaya yönelik bir yarış misali, genelde prematüre teknolojilerin kullanılmasıyla devam etti. Astronotlar defalarca tehlikeye atıldı, kaynaklar gereksiz yere kullanıldı. Fakat bu sayede uzay araştırmalarının geleceğini belirleyecek teknolojik atılımlar şekillenmiş oldu. Sovyetler Birliği yarıştan çekildiğinde Amerika’nın galibiyetini kabullendi ve Soyuz araçlarının roket sistemleri üzerinde çalışmaya başladı. Böylece bittiği sanılan yarış aslında başka bir düzeye taşınmış oldu; Uzay istasyonlarının başlangıcı.

Dünyanın ilk uzay istasyonu Salyut 1 (1971) Sovyetler Birliği’nin bayrağını taşıyordu. NASA, buna karşılık SkyLab’i (1973) kurdu. Ardından 1986 yılında kurulan ve o yıllarda adını sıkça duyduğumuz ünlü Mir Uzay İstasyonu geldi. İstasyonlar yeni araştırmaları da beraberinde getirdi. Böylece iki süper gücün birleşme planları başladı.

1975 yılında Apollo ve Soyuz gemileri, büyük bir seremoniyle yörünge randevusu gerçekleştirip kenetlendiler. 1991’de Sovyetler’in dağılmasıyla birlikte soğuk savaşın sona ermiş olması her iki ülke açısından da uzay araştırmalarına sekte vurdu. NASA o zamandan beri insansız uzay araçları üzerinde çalışıyor, Fakat günümüzde ikinci bir uzay yarışına şahitlik etmeye başladık. Avrupa Uzay Ajansı’nın (ESA), NASA karşısında güçlendiği, ticari roketlerde lider konumuna geldiği bu yeni yarışa Çin ve Hindistan da eklendi. Ama NASA, insanlı uzay görevlerinden hala vazgeçmiş değil. Aslına bakılırsa, en az eskisi kadar çılgın projelerin yürütüldüğü bir birimi var: Yenilikçi Gelişmiş Konseptler (NIAC).

NIAC, gözünü günümüz araştırmalarına değil, geleceğe dikmiş. Güneş sistemimizi araştırmak için yürüttükleri projelere 2011 yılından bu yana önemli ölçüde fon sağlanıyor. Tamamen yeni uçuş sistemleri, gelişmiş konseptler ve farklı ihtimalleri değerlendiren grubun yöneticisi Dr. Jay Falker, “NIAC, devrim niteliğindeki konseptlere şans tanıyan, çok riskli olduğundan olağandışı kabul edilen projelerin değerlendirildiği bir birim,” diyor. Burada ele alınan fikirler sınır tanımıyor. Robotik biliminden tutun da, Mars’a yollanacak insanlı uzay araçlarının geliştirilmesine kadar her türlü projeye şans veriyorlar. NIAC’a her yıl yüzlerce proje teklifi yağıyor. Ama içlerinden en ilgi çekici olanları seçiliyor. “Daha önce bir benzerine rastlamamış olduğumuz şaşırtıcı önerileri değerlendirmeye almayı tercih ediyoruz” diye belirtiyor Falker.

Projelerin çoğunun hayata geçmesi ve uzayı keşif için kullanılabilir duruma getirilmesi, uzun yıllar alabilir. Ama bazıları kısa bir süre içinde göreve başlayacak gibi görünüyor.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir