Kapat !


Kurumsal Sosyal Sorumluluk tanımı yeniden yazılıyor

Kurumsal sosyal sorumluluk kelimesi literatürde farklı kelimelerle aynı anlamı ifade edecek şekilde sürekli kullanılıyor: Kurumsal vicdan, kurumsal vatandaşlık, sosyal performans, sorumlu sürdürülebilir iş ve hatta bazen kurumsal etik, sürdürülebilirlik, kurumsal yönetişim…

Konunun bu kadar farklı terminolojide, değişik anlamlan kapsayacak şekilde ifade edilmesi aslında değişen küresel iş yapış biçiminin, buna bağlı ihtiyaçların, talep yapısının ve algısının değişmesinin bir göstergesi: Kuramların, sermayedarlarının yani sıra müşterilerine, çalışanlarına, tedarikçilerine, yerel halklara, geniş kesimli topluma yönelik; şimdiki ve gelecek nesillere sorumluluklarının bilincinde iş yapmaları talep ediliyor.

Bu da beraberinde, kuramların iş yapış şekillerini bu sorumluluk içinde yeniden yapılandırması zorunluluğunu getirmektedir.

Paranın Nasıl Harcandığı Değil; Nasıl Kazanıldığı Asıl Sorumluluk Alanı…

Kuramsal sosyal sorumluluktan birçok kişinin anladığı kuramların kazandıkları parayı ne yaptıklarını anlatan bir kavram olması. Fakat yukarıda bahsedilen değişen beklentiler, kurumsal paranın nasıl harcandığını değil; paranın nasıl kazanıldığı sorusunu da getiriyor. Kuramsal sosyal sorumluluk, şirketlerin hayırseverliğinin pazarlama faaliyetlerinde olumlu etki yaratması gibi yüzeysel bir anlayışın ötesine geçmek durumunda. Çünkü sorular artık kuramların finansal katma değer yaratırken sosyal ve çevresel bir maliyet/fayda yaratıp yaratmadığına odaklanıyor. Yaratılan faydanın finansal tablolar üzerinden okunması pozitif bir gelecek yaratmak için artık tek başına yeterli değil.

Gerekli Olan Bakış Açısı Değişikliği…

Kuramsal sosyal sorumluluk ile sürdürülebilirliğin birleştiği nokta aslında gerekli olan bakış açısı değişikliği. Kurumsal sosyal sorumluluk bir algı iyileştirme yönelimi olmadığı gibi, sürdürülebilirlik de sadece çevresel hassasiyetleri olan bir hareket değil. İkisi de, iş yapış şeklindeki aynı yöne işaret ediyorlar aslında: Çevresel ve sosyal faktörler kuramların yarattığı fayda/maliyet hesabının bir parçası olmalıdır, sonucu değil. Bunların kuramların rekabetini artıran değer zincirinin bir parçası olduğu düşüncesiyle iş modelleri yapılandırılmalıdır.

McKinsey’in 2010 yılında yaptığı sürdürülebilirlikle ilgili küresel bir araştırma, kuramsal itibann halen sürdürülebilirlikte en büyük motivasyon olduğunu gösteriyor. Fakat sürdürülebilirliğin içselleştirildiğini gösteren şirket hedefleri ile uyum, operasyonel verimlilik, rekabet gücünü artırmak, yeni pazarlarda büyümek gibi amaçlar da taşıyor kuramlar.

Sürdürülebilirlikte ve kuramsal sosyal sorumlulukta amaç ve hedeflerin doğra tanımlanması pozitif bir geleceğe ne kadar yakın olacağımızı gösterecek. Bu bağlamda artık kurumlar neyi ne amaçla yaptıklarını sadece sermayedarlarına değil; müşterilerine, iş paydaşlarına ve toplumun geneline anlatıp ikna edebilmeliler.


forivia

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir