Otomobiller Veri Üreten Mobil Merkeze Dönüşecek

Dünyanın en büyük teknoloji organizasyonlarından olan Elektrik ve Elektronik Mühendisleri Enstitüsü (IEEE) tarafından bildirildiğine göre 2040 a kadar tüm dünyada otomobillerin yaklaşık %75’i sürücüsüz, dolayısıyla otonom hareket yeteneğine sahip olacak. Ama bir dakika… Tüm bu gelişmeler buzdağının sadece görünen kısmı. Diğer yönden, gelişmiş teknolojilerin otomobillere de entegre edilmesiyle hemen hemen her otomobil saatte onlarca GB veri üreten birer mobil veri merkezine dönüşecek. Tüm bu gelişmeler, en başta sigortacılık sektörü olmak üzere, bu verileri kullanmak isteyen birçok sektörün de iştahını kabartıyor. Ne dersiniz, otomobil kullanmak ileride daha zevkli ve güvenli bir hale mi gelecek yoksa sürekli yanımızda bulunacak, davetsiz misafir “büyük birader” eşliğinde bir nevi işkenceye mi dönüşecek?

Geçmişten Günümüze

Sürücüsüz otomobil hayali en az otomobillerin tarihçesi kadar eskidir desek abartmış olmayız herhalde. Örneğin 80’li yıllarda Türkiye de dâhil olmak tüm dünyayı kasıp kavuran Kara Şimşek adlı tv dizisinin insanları ekran başına toplamaktaki başarında bu gerçeğin de payı vardı herhalde. (Kara Şimşek adlı bu dizide, sahip olduğu gelişmiş yapay zekâ sistemi sayesinde hem sürücüsü ile diyaloğa girip onun emirlerini uygulayabilen hem de gerektiğinde başma buyruk bir şekilde hareket edebilen bir otomobil (KITT) ile sürücüsü Michael Knight’m başından geçenler işleniyordu.)

Günümüzde, bu dizinin yayınlanmasından yaklaşık otuz yıl sonra dünya adım adım otonom yani sürücüsüz otomobillere doğru ilerliyor. Sürücüsüz otomobiller alanı daha şimdiden iki kutuplu ve bu iki kutbun çok yakın bir gelecekte birbiriyle pazar savaşma tutuşması olasılık dâhilinde. Nasıl mı? Buyurun, cevabını aşağıda beraber bulmaya çalışalım.

Teknoloji Devleri Cephesi

Google: Sürücüsüz otomobiller konusunda belki de en sessiz ama derinden ilerleyen firma. Google, bu konudaki çalışmalarını 2010dan beri sessiz sedasız yürütüyor. Kendi ürettiği bilgisayar sistemleri ve 10 araçlık filosuyla (6 adet Toyota Prius, 3 adet Lexus RX450h ve 1 Audi TT) başta Nevada eyaleti olmak üzere ABD’nin Florida ve Kaliforniya eyaletlerinde test sürüşlerine devam ediyor. Google tarafından geçen yılın Ağustos ayında bildirildiğine göre tüm araçlar söz konusu tarihe kadar test sürüşleri kapsamında toplam 500.000 km yol kat etmiş. Google, gelecekte aynı akıllı telefon piyasasında olduğu gibi, kendi geliştirdiği Linux tabanlı Android işletim sistemi ile sürücüsüz otomobil piyasasını da bir şekilde ele geçirmek istiyor. Google sürücüsüz otomobil sistemlerinin ardındaki isim ise Alman bilgisayar mühendisi ve robotik uzmanı Sebastian Thrun.

Fakat Google’m uzun vadede sadece otonom sürüşü mümkün kılan yazılım ve donanımlar geliştirip bunları otomobil üreticilerine mi satacağını yoksa başlıca otomobil parçası üreticileriyle, örneğin Bosch’la birlikte Google markası altmda otonom araçlar mı geliştirip üreteceğini zaman gösterecek. Ayrıca, bu araçlarda kullanılan sistemler tarafından üretilecek verilerin ve bunların analiz ve pazarlama hakkının kimlerde olacağı da belirsizliğini koruyan en önemli ve hassas konulardan biri.

Apple, Microsoft ve Intel: Sadece Google’ın değil diğer küresel teknoloji devlerinin de gözü otomobil pazarında. Otomobil pazarına girmeye hazırlanan bu devler şimdiden pazara “ısınarak” gelecekte sürücüsüz otomobil pazarı pastasından pay kapmak istiyor.

Apple (İOS 7): Apple, bu yılın Haziran ayında ABD’nin San Francisco kentinde düzenlenen Apple WWDC Konferansında (World Wide Developers Conference) İOS 7yi dünya kamuoyuna tanıttı. Haleflerinden daha iyi özellikleri olan İOS 7’nin belki de en dikkat çekici ve önemli özelliği ise İOS in the Car. Apple, İOS 7 ile işletim sistemini otomobillere de entegre etmeye başlayarak “bu pazarda ben de varım” diyor ve gelecekteki pazar savaşma şimdiden hazırlanıyor.

Microsoft (Windows Embedded Automotive 7): İlk olarak 1998de Microsoft AutoPC adı altında otomobil piyasasına sürülen, daha sonraki yıllarda ise sırasıyla Windows CE for Automati-ve, Windows Automative ve Microsoft Auto adını alan Windows Embedded Automative 7, on yılı aşkın bir süreden beri Ford, Nissan, Fiat ve Kia gibi başlıca otomobil üreticileri tarafından başarılı bir şekilde kullanılıyor. Windows Embedded Automative 7, Microsoft’un sürücüsüz otomobil pastasından aslan payını kapma çalışmalarında da çok önemli yeri olan bir işletim sistemi ve bu alandaki amiral gemisi.

Intel: Bir yerde yüksek teknoloji olur da, orada Intel olmaz mı? Kısa bir zaman içinde hemen hemen tüm otomobillerin internete bağlanacağından ve sürücüsüz otomobil hayalinin en geç önümüzdeki 10 yıl içinde gerçekleşeceğinden yola çıkan dünyanın en büyük yarı iletken üreticisi, yeni geliştirilen bu teknolojilerde de mümkün olduğunca kendi mikroişlemcilerinin kullanılması için gerekli teknolojik hazırlıklara çoktan başlamış durumda (bkz. Ege, B., “Moore Kanunu ve Post-Silisyum Çağına Doğru”, Bilim ve Teknik, s. 38-43, Aralık 2013). Bu kapsamda Intel, internetle bağlantılı otomobiller alanında araştırma ve geliştirme faaliyetlerinde bulunan firmalara sadece önümüzdeki 5 yıl içinde 100 milyon dolar yatırımda bulunmayı planlıyor.

Otomobil Üreticiler; Cephesi

Sürücüsüz otomobiller konusunda ABD teknoloji devlerinin yanı sıra hummalı bir çalışma içinde olan diğer bir cephe ise doğal olarak geleneksel otomobil üreticileri. Otomobil üretidle-ri teknoloji dünyasındaki tüm bu gelişmeleri hem sevinçle hem de kaygıyla izliyor dersek pek de yanlış olmaz. Şu sıralar hemen hemen tüm geleneksel otomobil üreticileri, geleceğin sürücüsüz otomobil teknolojisine göz dikmiş teknoloji devlerinin gerisinde kalmamak için yoğun bir şekilde AR-GE çalışmaları yapıyor. Ne de olsa gelecekte, sürücüsüz otomobil üretim alanında, teknoloji devleriyle otomobil üreticileri arasında gerçek bir işbirliğine mi gidileceği yoksa otomobil devlerinin teknoloji devleri karşısında aynı domino taşları gibi teker teker devrilip bu devler tarafından yutulup yutulmayacağım kestirmek kolay değil.

Avrupa ile ABD Karşı Karşıya: Sürücüsüz otomobiller söz konusu olduğunda ABD General Motors, Ford gibi geleneksel markalarının yanı sıra Google, Apple ve Intel gibi teknoloji devleriyle de ön plana çıkarken, Avrupa Audi, Mercedes ve Volk-swagen gibi geleneksel fakat bir o kadar yaratıcı ve güçlü otomobil üreticileriyle ön plana çıkıyor. Dünyanın çeşitli ülkelerindeki üniversiteler ve yapay zekâ araştırma merkezleriyle beraber çalışarak sürücüsüz otomobiller alanında onlardan destek alan bu otomobil devleri, daha şimdiden belirli başarılar elde etti bile. Örneğin Stanford Üniversitesi ve Silikon Vadisindeki Volkswa-gen Elektronik Araştırma Laboratuvarı ile birlikte çalışan Audi, 2010da sürücüsüz bir Audi TTS ile katıldığı ABD’nin ünlü dağ yarışlarından birinde tüm zorlu rakiplerini geride bırakarak birinci olmayı başardı. Söz konusu sürücüsüz Audi TTS, 4301 metre yükseklikteki, 20 km uzunluğunda ve hayli virajlı zorlu parkuru sadece 27 dakikada tamamladı. Bu başarıdan sadece beş yıl önce 2005’te ise yine Stanford Yapay Zekâ Laboratuva-rı ile Volkswagen Elektronik Araştırma Laboratuvarı tarafından ortaklaşa tasarlanan Stanley adlı, tamamen otonom bir VolkÖrneğin Batıda otomobillerini sigortalatmak isteyen müşterilerine, veri toplanmasına izin vermeleri karşılığında indirimli tarifeler sunmaya başlayan sigorta şirketleri ortaya çıktı. Başta belki de sevindirici görünen bu gelişme, yakın bir gelecekte bu tipteki tarifelerin yaygınlaşmasından sonra geleneksel otomobil sigortası tarifelerinin araç sahiplerine ister istemez pahalı gelmeye başlayacağının da bir işareti.

Sonuç

Sürücüsüz otomobillerin gelecek on yıl içinde hayatımıza girmesiyle beraber günlük hayatımızda çok şeyin iyi ya da kötü yönde değişeceği anlaşılıyor. Yıllardan beri belki de ilk defa geleneksel otomobil üreticileri “dışarıdan gelip” kendi pazarlarına girmeye çalışacak teknoloji devleri karşısında zorlanacak. Pazar savaşını hangi tarafın ve firmaların kazanacağı ise en az sessiz sedasız geliştirilmekte olan sürücüsüz

otomobil teknolojileri kadar meçhul. Sürücüsüz otomobiller yollara çıkmadan evvel atılması gerekli en önemli adımlardan biri de uluslararası trafik kurallarının dolayısıyla Uluslararası Viyana Karayolu Trafik Sözleşmesinin (1968) sürücüsüz otomobiller kapsamında yeniden düzenlenmesi. Fakat bazı olumsuz yönleri olsa da, sürücüsüz otomobillerin hayatımızı birçok açıdan renklendireceği ve bilgisayarlaşma ile yapay zekânın başını alıp gittiği bugünlerde kaçınılmaz gidişatın da zaten bu yönde olduğu gün gibi ortada. “Otomobillerin bilgisayarlardan önce bulunması bir hataydı. Otomobiller kendi kendilerini yönetmeli. Mantıklı olan da budur” diyen Google’m patronlarından Erich Schmidt belki de haklı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir