Tarihin sonu ya da yeni bir başlangıç

İSO’nun düzenlediği 12. Sanayi Kongresi kapsamında dünyaca ünlü sosyal bilimler ve siyaset uzmanı Francis Fukuyama ekonominin ve siyaset dünyasının yeni gerçeklerini açıklayacak…

Tarihin sonu ya da yeni bir başlangıç

İSTANBUL Sanayi Odası’nm davetlisi olarak iki önemli konuşmacı geliyor bu hafta Türkiye’ye. Francis Fukuyama ve Haiyan Wang… İlk isim dünyaca bilinen ünlü bir sima. İkinci isim ise Çin – Hindistan Enstitüsü Kurucu ortağı.

Francis Fukuyama ilk bakışta Japon vatandaşı olduğu izlenimini veriyor. Atalarından devşirmiş olduğu orijini dışında Japonya’yla bir ilgisi yok. İki kuşak önce ailesi Rus Japon savaşı sırasında Amerika’ya göç etmiş. Bir döneme damgasını vurmuş sıra dışı bir Amerikalı Fukuyama.

SIRA DIŞI BİR KİŞİLİK

Francis Fukuyama 1952 yılında Amerika’da doğmuş. Chicago’lu sayılır ama daha çok kıtanın doğusunda yaşamış. ‘Harvard Ekolü’nden yetişmiş etkin bir akademisyen. Amerikan devletinin üst kademelerinde küresel stratejiye yön vermiş. ‘ABD Dış İşleri Bakanlığı Ortadoğu Politikası Masası’nda stratejik çalışmalar yapmış. ABD-Avrupa Siyasi Askeri İlişkiler Başkan Yardımcılığı’nda bulunmuş.

80’li yılların ortalarına doğru İsrail ile Filistin arasındaki sorunların giderilmesinde gayretli girişimleri görülüyor. George Mason Üniversitesi, John Hopkins Üniversitesi gibi “insanlık erdemi” üzerine ciddi çalışmalar yapan öğretim kurumlarından sonra şimdi Stanford Üniversitesi’nde siyasi bilimler profesörü. Demokratik kalkınma ve çağcıl hukuk kuralları üzerinde ders ve konferanslar veriyor. ‘Medeniyetler Çatışması’ kitabının yazarı 2008’de ölen Samuel Huntington’la 90’lı yıllarda arada bir paslaşmış; fakat ondan pek fazla etkilenmemiş.

GERÇEKTEN TARİHİN SONU MU?

Fukuyama’nın yıldızını parlatan, onun siyaset bilimci olarak dünya sosyoloji tarihinde yer etmesini sağlayan çıkışı 90’ların ortalarına rastlıyor. Dünyada giderek popülerleşmesini tetikleyen bir eseri var: ‘Tarihin Sonu ve Son însan’ (The End of History and the Last Man).

Öncesinde daha 1989’da ‘Tarihin Sonu’ başlıklı makalesi esas tezinin başlangıcı olmuş. Kimi eleştirmen onun Fransız düşünürler Jean Baudrillard ve Jacques Derrida’nm etkisinde kaldığını söylüyor. Ben bu görüşte değilim. Post-modernist söylemleri daha geri planda.

Ortaya attığı sıra dışı görüşler bir zamanlar çok tartışıldı. Hala da tartışılıyor. Hayli iddialı bir teze sahip… Liberal demokrasinin geçirdiği son aşamalardan sonra artık tarihin sonuna gelindiğini söylüyor.

Keskin görüşlerini daha sonra kaleme aldığı eserlerinde biraz yumuşatsa da temel iddiasında ısrarlı: “Liberal ekonomi şimdiki dünya düzenine son şeklini vermiştir; daha iyisi düşünülemez. Endüstriyel gelişmelerden sonra bilgi toplumunun eriştiği çizgi liberal ekonomiyi insanlık için bundan böyle zorunlu kılmaktadır. Bu çizgiyi aşabilecek yeni bir demokratik ideoloji söz konusu edilemez. Faşizm, komünizm gibi insanlık erdemini alaşağı eden rejimler batı liberalizminin etkisiyle çökmüş; sıra zamana direnen diktatörlüklerin yok olması aşamasına kadar gelmiştir. Bir anlamda tarihin tekerrür etmeyeceği sosyoekonomik siyaset, tarihin sonu anlamında değerlendirilebilir. Çalkantılar bir süre sonra duracak dünya daha istikrarlı hale gelecektir. Gerçek demokrasinin vazgeçilemez noktaya ulaşması ise ancak ve ancak liberal ekonomi sayesinde mümkün olacaktır.”

SlVİL TOPLUMUN ÖNEMİ

Bugün 62 yaşında olan Fukuyama’nm üzerinde durduğu bir başka nokta ise diktatörlüklerin zaman içinde kesinlikle çürümeye mahkûm olduğudur. Liberal ekonominin nimetlerini keşfeden kitleler her tür anlaşmazlığı hukuk yoluyla çözecek erginliğe ulaşacak, sivil toplum anlayışı geçmiş zamanın şartlandırılmış alışkanlıklarına ket vuracaktır.

İnsanlık erdemine ilişkin zaman çizgisi doğrusal hareket ediyor görünse de insanlık kimi zaman zikzaklar çizmiştir ama hedefine artık ulaşmak üzeredir.

Fukuyama post-politik çizgiyi andıran açıklamalarında son yıllarda özellikle gelişmekte olan ülkelere epey yer vermiş bulunuyor. Orta sınıfın devrimi anlayışıyla benzer görüşleri bu kez uluslararası düzeyde ele alıyor. Kısa bir süre önce Wall Street Journal’da yayınlanan makalesinde Brezilya ve Türkiye’ye yer ayırmış olması oldukça ilginç.

Ana tema olarak gerçekçi liberalleşmeyi savunan düşünür Tunus ve Mısır’da başlayan hareketlerin arkasında fakir halkın değil, teknolojiyi özümseyen orta sınıfın rol aldığını belirtiyor. Yayılan Arap Baharı ve Çin’de baş gösteren kimi kıpırtılarda da yine benzer kabuller geçerli.

SORU CEVAP FIRSATI

Francis Fukuyama 15 Mayıs’ta İstanbul Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nde yapacağı konuşmada büyük olasılıkla bu kez ‘Ukrayna Krizi’ üzerinden yeni mesajlar verecek. Sovyet dönemi politikalarına benzer baskıcı ve yayılmacı siyasi davranışların ekonomi üzerindeki olası tahripkâr etkilerini dillendirecek.

Tüm bunlar belki de ona göre hala siyasal ve ekonomi tarihin sonuna yaklaşırken dünyada yaşanan son gelişmelerin izdüşümü gibi algılanabilir.

Öyle ümit ediyorum ki, son tahlilde Fukuyama’nın zaman içinde pek de değişmeyen görüşlerini -beğenin ya da beğenmeyin- eğer bir iş adamı, üst düzey bir yönetici ya da geleceği okuyabilen bir patron iseniz; çağın siyaset bilimcisinin vereceği mesajları mutlaka onun ağzından dinlemeli, soru sorabilmelisiniz.

Konferans günümüzün paradokslarını iyi analiz edebilmek için müthiş bir fırsat. Çünkü son birkaç aydır genç bir Fransız ekonomist Thomas Piketty’nin Kari Marx renklerini taşıyan öykünme kitabı ‘Kapital’ tüm dünyada baskı üstüne baskı yapıyor. Ama serbest piyasa ekonomisine inanan çoğu insan Fukuyama’nm daha 1990’larda söylediklerini bugün de hiç yabana atıyor değil.

Ben bu konferans vesilesiyle kendi tabiriyle ‘değişimin vasatlıkla yüzleşmesi’ni organize ettiği için ISO Başkanı Erdal Bahçıvan’ı kutluyorum.

• Çağımızın ikinci yarısında ülkeler doğal kaynaklarına göre değil, ‘Beyin Gücü Endüstrisi’nin yetkinliğine göre gelişme gösterecek. ‘Beyin Gücü Endüstrisi’ mikro elektroniklerden, yeni nesil biyoteknolojilere kadar uzanan çok katmanlı inanılmaz bir evren. Bu evreni keşfedenler ise hantal bürokrasi değil, düşünen bireyin yaratıcı hayal gücü olacak.

• İnsan beynini harekete geçiren tek devitken unsur liberal ekonominin sunduğu birey merkezli demokrasi anlayışıdır. Ülkeler arası sürdürülebilir rekabet; yeni buluşlar, yeni pazarlar, yeni yazılımlar, yeni ürünler, yeni teknolojiler üzerinden şekillenecek. Geleceğin ufkunu aşan bireysel insan becerileri en önemli sermaye olacak.

• Geleceğin modern teknolojisi silahların gücüyle, doğal kaynakların zenginliğiyle, makinelerin heybetiyle değil, ‘Beyin Gücü Endüstrisi’ne önem veren, bireyi öne çıkaran ülkelerin demokrasi anlayışıyla şekillenecek.

• İdeolojiler çağı kapanmak üzere. Demode olmuş iki kutuplu ya da tek kutuplu dünya metaforu yerini teknoloji odaklı ülkeler gerçeğine bırakacak. Yetiştirdiğiniz bireyler insanlık için hangi buluşları yaptılar, hangi yenilikleri ürettiler? Demokrasiyi nasıl yorumluyorlar?

Yeni dünya düzeninin mihenk taşları işte bu iki unsur olacak.

• Kısacası, liberal ekonomi kendi dairesi içinde evrimleşecek; zaman içinde ‘Beyin Gücü Endüstrisi’nin yakıtı olan ‘Bilgi’ tedavül edilen paradan ve topraktan daha önemli hale gelecek. İşin sırrı ise hiçbir koşullama olmadan bireyin hak ve özgürlüğüne verilen değerlerle yaratıcılığın evrensel bir kültür haline getirilmesi.

Nur Demirok / Para Dergisi


forivia

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir