Kapat !

«

»

Ağu 11

ZEKİ TRİKO


Çalışma sevgisiyle dolu bir yaşam.

O her zaman istedi ve başardı.

“Büyüme başladı mı, sizi kimseler tutamaz!”

Zeki Triko’nun sahibi Zeki Başeskioğlu’nun hayat hikâyesi doludizgin. Yarım yüzyıllık ticari başarının ardından bugün yavaşlamayı bir an bile aklından geçirmiyor, hâlâ koşuyor.

Elini neye atsa, ne yapsa başarıyla sonuçlanmış, önünde hep kuyruklar oluşmuş. En zevk aldığı işi, en iyi bildiği şekilde yaparken, hedeflerine adım adım yanaşırken Tanrı vergisi bir doğallıkla başarıyı kavrayıvermiş. Zekâyla işin mutfağında kaptığı yetenekleri harmanlamış, hayallerini hep yüksek tutmuş. Verdiği nasihatlerde başarıyı ne kadar içselleştirdiği açıkça görülüyor. Sanki bunu aksi olması mümkün değilmiş gibi. Belki de gerçekten öyle. Hâlâ bir çocuk gibi heyecanla gelecekten beklentilerini anlatan Zeki Başeskioğlu, hayatta ne yöne gitseydi de önünde kuyruklar oluşacak, herkes onun adımını hayranlıkla izliyor olacaktı.

İş hayatına nasıl atıldınız?

Memleketim Akseki’den Aydın’ın Çine ilçesine geldim ve 33 ay çıraklık yaptım. Bana 330 lira para verdiler. 330 lirayı aldığım gün o parayla neler yapacağımın hayalini kurarken, gece parkta uyumuş kalmışım. Sonra o 330 lirayı 500 yaptım. 700 oldu, 1000 oldu, sonra 10 bin oldu. Sonra Aydın bana küçük gelmeye başladı. Daha 16 yaşındayım, Aydın’dan İstanbul’a, oradan da Amerika’ya gitmek istiyordum. İstanbul’a geldikten sonra buradan çıkamadım. O gün Amerika’ya gitsem, her şeye sıfırdan başlayacaktım ama belki de çok zengin olacaktım.

Konfeksiyon işine nasıl girdiniz?

İstanbul’da evvela işportacılık yaptım, sonra küçük bir dükkân açtım. Mahmutpaşa’da o han sonra çok meşhur oldu. Önce 14 metrekarelik bir dükkândaydım, dükkân üst katını da aldıktan bir süre sonra bütün hanı kiraladım. İlk yaptığım iş trikoydu. 60′lı yıllarda konfeksiyona girdim. İnsanlar 2.5 metre kumaş alıp terziye gidiyor, elbise yaptırıyordu. Buradaki açığı hissettim ve konfeksiyon yapmaya karar verdim. 1964′te konfeksiyona başladım. 67 senesinde işi büyüttüm ve ilk ihracatı 69 senesinde Almanya’ya yaptım. O dönemde yapılan ihracatın yüzde 97′sini biz gerçekleştiriyorduk. 1970-75 arası ihracat ödülleri aldım. Derken 1984′te Türkiye’de mayonun büyük bir ihtiyaç olduğunu hissettim. O zamanlar bir iki tane mayo üreticisi vardı ama çok klasik mayolar üretiyorlardı. Modeller yaşlı hanımlar içindi. Ben de Brezilya’ya gittim.

Orada çok güzel modeller gördüm. Bütün Avrupa’yı gezdim, fikir edindim ve döndükten sonra çok çılgın, deli mayolar yaptım ve çok da güzel sattım. Müşteriler yine kuyruk oluyordu mağazamın önünde. 1985′te de mayo ihracatına başladım ufak ufak.

Bir marka olmayı nasıl başardınız?

1986′da dünyanın en meşhur mankenleriyle çalışmaya başladık. Cindy Cravvford’la Karayip Adaları’nda moda çekimi yaptık. O zamanlar daha Türkiye’de renkli fotoğraf bile pek yoktu. Ben özel filmler getirdim ve tüm gazetelerin birinci sayfasına girdi. Ancak o yıllarda kimse Cindy’yi tanımıyordu. Bazı gazete ve dergiler gönderdiğimiz diaları tanımadıkları için koymuyordu. Yaklaşık üç sene sonra Cindy’yi herkes tanıdı. Ondan sonra Claudia Schiffer ve diğer bütün önemli mankenler sırayla geldi. 1998 senesinde Naomi Campbell’ı annesiyle defileye çıkarmam çok ses getirmişti. Naomi’nin annesinin çok güzel olduğunu biliyordum, bu fikri hayata geçirdim. Bu defileyi o dönemlerde dükkân açtığım Cannes’da da tekrarladım. Çok büyük sükse yaptı. Bütün dünya basını geldi. Onlar bu kadar ilgi gösterince, 390 bin dolar harcadığım defileyle toplam 500 milyon dolarlık reklam yapmış oldum. 1986′dan beri dünyanın en iyi mankenleriyle çalışıyoruz.

Ulaşmak istediğiniz nokta neresi?

Şu anda dünya plajlarmda da tanınıyoruz. Fransa, Belçika, Almanya, Rusya, Avusturya, Lübnan ve Hollanda’da toptancımız var. Dünyada 63 noktada Zeki Triko malları satılıyor ama bu bize yetmiyor. Çok iddialıyız, dünyada bir numara olmak 2010 hedefimiz. New York, Paris, Londra, Milano, Moskova gibi şehirlerde mağaza açacağız. Nereye açarsak yayılacağız, aynı Türkiye’deki gibi kışın bile dışarıda kar varken mal satacağız.

İlk büyük başarınız hangisiydi?

Aydın ve Nazilli pazarlarında naylon kadın çorapları satıyordum. O zaman sağlam çorap 12,5 liraydı ve bu da o zamana göre çok büyük bir paraydı. Kadınlar sağlam çorapları bir yere takıp bozunca üzülüyorlardı. İstanbul’a gelip çok hafif defolu mallardan tanesi 125 kuruşa satın aldım ve bunları 2,5 liraya satmaya başladım. İkinci haftadan sonra müşteriler çoğaldı. Bu maya tuttu diye düşündüm. Hemen Aydın’da küçük bir dükkân kiraladım. Pazardaki arkadaşlarıma haber saldım, yeni adresimi verdim. Aydın pazarının da olduğu bir salı günü dükkânı açtım, baktım müşteriler geliyor, ‘Oğlum, nerelerdesin?’ diyorlar. Birkaç hafta içinde dükkânın önünde kuyruklar oluşmaya başladı. Aydın’m meşhur tüccarları bunu duyuyor, dükkânımın önünden geçiyor, kuyruğa şaşırıyorlardı. Bu beni çok hırslandırdı ve İstanbul’a taşıdı. İstanbul’da da önümde çok kuyruklar oluştu.

İstanbul’da iş hayatı daha mı zordu?

İsrail’den gelen naylonlu, simli bir iplik vardı. Bu simli ipliklerden kazaklar yaptım, çok beğenildi. Hatta Zeki Müren bir tane almış, üç tane daha sipariş vermişti. Makinelerin başında beklerdim sabaha kadar. Bu iplikle dokunan kumaşlardan desen çıkınca kazaklar, elbiseler, ceketler yapardık. Malı akşamdan mağazaya koyardık, sabah dokuz buçukta bir bakardık ki 82 tane raf boşalmış. Yaptığım işler hep yağma edildi. Bu beni gururlandırdı. 16 yaşındaki hırsım hâlâ aynı. Hâlâ geziyor, takip ediyor, hedefler koyuyorum.


Benzer Yazılar

FaceBook Ekle Bunu, FaceBook Share Twitter Ekle Bunu, Twitter Share Digg Ekle Bunu, Digg Share” title= ”Google MySpace Ekle Bunu, MySpace Share Technorati Ekle Bunu, Technorati Share ”Delicious

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir